ingilizce türkçe hikaye

story

İngilizce hikayeler Türkçe tercümeleriyle birlikte ingilizcederskitabi.com‘da

İngilizce hikaye kitapları, öğrendiğimiz gramer konularını pekiştirmemizi sağlar. Hikaye kitapları aynı zamanda kendimizi test etmemize olanak sağlar. İngilizce Ders Kitabımızda İngilizce Türkçe hikayelere ağırlık vereceğiz. İngilizce hikayelerin öncelikle anlaşılır olmasına özen gösteriyoruz. Bu hikayelerin yanında İngilizce kısa hikayeleri de yakın zamanda yayınlamaya çalışacağız. Metni dinlerken yaptığımız ingilizce hikaye çevirisini de takip ederseniz maksimum faydayı elde edebilirsiniz.

Bölüm Bir

Beauty’nin Ailesi

Deniz kenarındaki büyük bir şehirde zengin bir adam
yaşamaktadır. Üç kızı ve üç oğlu vardır. Kızlarından
birinin adı Beauty’dir çünkü o çok güzeldir.

Diğer iki kızının adı Rosalind ve Hortensia’dır. Onlar tembel  ve                                                           soğukturlar. Onlar dışarı çıkmaktan ve eğlenmekten
hoşlanırlar. Her ikisi de zengin bir eş bulmak ister.
Beauty’den hoşlanmazlar çünkü o güzeldir.
Beauty’nin uzun kızıl saçı vardır.

O kibar ve cana yakındır.
Evde oturmak ve kitap okumak hoşuna gider.
Piyano çalmaktan da hoşlanır.

Beauty’nin babası bir tüccardır.
Bir gün, gemisi denizde kaybolduğundan bütün
parasını kaybeder.
Sevgili çocuklarım der üzgün bir şekilde
Çok param yok.

Biz fakiriz. Bu büyük evden ayrılmalıyız ve
gidip taşrada yaşamalıyız.
Daha neler der iki kız kardeş.

Fakiriz-bu korkunç
Ne tahilsizlik ! der üç erkek kardeş
Şimdi çalışmak zorundayız der Beauty’nin babası

Fakiriz-bu berbat
Ne talihsizlik ! der üç erkek kardeş
Şimdi çalışmak zorundayız der Beauty’nin babası
Çalışmak mı ? der iki kız kardeş
Hayır, biz çalışmak istemiyoruz
Ve biz taşrada yaşamak istemiyoruz
Ağlamaya başlarlar

Beauty üzgündür ama ağlamayalım der
Çalışabiliriz ve parasız mutlu olabiliriz
Aile taşraya gider ve küçük bir evde yaşar.

Beauty her sabah dörtde evi temizlemek ve
yemek pişirmek için kalkar.
Sonra nehirde ailenin çamaşırlarını yıkar.
Üç erkek kardeş taşrada çalışır.
Rosalind ve Hortensia çalışmazlar.
Bütün gün hiç birşey yapmazlar.
Bütün sabahı uykuyla geçirirler ve
öğlen vakti ormanda yürürler.
Mutsuzum der Rosalind. Taşrayı sevmiyorum
çünkü yapacak hiç birşey yok.
Tiyatroya gidemiyoruz, güzel kıyafetler giyemiyoruz
der Hortensia. Ve hiç arkadaşımız yok. Beauty’e bak
der Rosalind kızgın bir şekilde. O bu berbat yerde
çalışıyor ve mutlu.

Sevgili Beauty der babası,
çok çalışıyorsun ve hep mutlusun.
Sen harika bir evlatsın.

Bölüm İki

Beauty’nin Gülü

Bir yıl sonra Beauty’nin babası önemli
bir mektup alır.
Altı çocuğunu çağırır ve şöyle der
Bu mektubu dinleyin

Geminiz burada
Denizde kaybolmadı
Lütfen limana gelin.

Herkes mutludur. Bu harika bir haber!
der üç erkek kardeş.
Evet der babaları
Gemi içinde bulunan mallarımla birlikte limanda

Tekrar zenginiz der Rosalind
Güzel elbiseler alabiliriz
Şehirdeki büyük evimize dönebiliriz
der Hortensia

Bugün limana gitmeliyim
der babası mutlulukla
Oh baba der Hortensia
Bana bir kaç tane yeni elbise ve şapka getir
Evet der Rosalind
ve bir kaç tane yeni ayakkabı ve pırlanta
Beauty’nin babası ona bakar ve
Sen ne istiyorsun Beauty der
Lütfen paranı harcama baba der Beauty
Bana sadece bir gül getir
Beauty’nin babası limana varır ve gemisini bulur
Ama geminin içindeki mallar yoktur. Gemi boştur
Ne kötü talih ! der sinirli bir şekilde. Eve gitmeliyim
ve kötü haberi çocuklara söylemeliyim.
Yolda büyük bir ormandan geçer.
Kar yağmaktadır ve hava rüzgarlıdır. Kaybolmuştur.
Neredeyim diye düşünür. Nereye gidebilirim ?
Çok üşüdüm ve yorgunum

Bazı kurtların sesini duyar ve korkmuştur.
Aniden ormanda büyük bir kale görür.
Ve pencerelerinde ışıklar vardır.
Oh iyi diye düşünür
Belki kaledeki insanlar bana yardım edebilir
Atını kalenin yanındaki ahıra sürer.
Kalenin büyük kapısını çalar ama
hiç kimse cevap vermez
Kapının dışında bekler
Sonra kapıyı açar ve içeri girer

Şöminesi olan büyük bir salon görür
Üzerinde bir çok yiyeceğin olduğu uzun bir masa vardır
Üşümüştür ve şöminenin yanına oturur

Ne tuhaf diye düşünür, burada kimse yok
Açtır ve masaya oturur ve yemeye başlar
Sonra uykusu gelir

Sıcak, rahat bir yatak bulur ve uykuya dalar
Sonraki sabah yatağının yanında bazı yeni giyecekler bulur

Ne güzel! Yeni giyecekler ! diye düşünür
Nazik biri yaşıyor şatoda

Pencereden dışarı başar ve şaşırır
kar yağmıyordur ve güzel bir gün diye düşünür
Bahçede çiçekler vardır

Elbisesini giyer ve salona geçer
Uzun bir masanın üstünde büskivi,
çikolata ve süt vardır. Oturur ve
bu güzel kahvaltı için teşekkür ederim der

Etrafına bakar ama kimseyi görmez
Yemeği yer ve eve gitmeye karar verir
Ahıra gider ve atını alır

Bahçede gülleri görür
Beauty bir gül ister diye düşünür
Güzel bir tanesini alır

Aniden korkunç bir ses duyar
Arkasını döner ve çirkin bir canavar görür

Bölüm Üç

Canavar

Sen kötü bir adamsın diye kızgın bir şekilde bağırır Canavar
Şatoma geliyorsun ve senin hayatını bağışlıyorum
Burada yemek yiyor ve uyuyorsun

Ve sonra benim güzel güllerimden birini alıyorsun
Bunun için ölmelisin
Beauty’nin babası ağlamaya başlar

Oh üzgünüm efendim ! Çok iyisiniz.
Lütfen bana kızmayınız
Bu gül kızlarımdan biri için

İsmim efendim değil-Canavardır
Lütfen beni ismimle çağır
Kızların hakkında konuşuyorsun

O zaman kızlarında biri senin evinde ölmeli
Oh hayır der Beauty’nin babası
Onlar genç ve ölmek istemezler

O zaman sen buraya gelmeli ve ölmelisin der Beast
Üç ay bekleyebilirim
Geri gelmeyi kabul ediyor musun ?

Beauty’nin babası geri gelmeyi kabul eder
Kızlarım ölmemeli diye düşünür. Eve gitmek
ve çocuklarımı son kez görmek istiyorum.

Beauty’nin babası şatodan ayrılmadan önce
Beast onunla konuşur
Kötü değilim der Beast
Yatakodasına geri dön

Orada büyük bir sandık var
Sandığı istediğin şeyle doldur, senin olsun
Beauty’nin babası sandığı altınla doldurur

Sonra atına biner ve eve gider
Eve döndüğünde gülü Beauty’e verir

Bu gülü al Beauty der üzgün bir şekilde
Kötü maceramı sana anlatayım

Çocuklarına limandaki boş gemiyi ve ormandaki şatoyla
Beast’i anlatır
Rosalind ve Hortensia Beauty’e kızgındır

Beauty’e, babamız sen gül seviyorsun diye ölmeli derler
Hayır der Beauty, babamız ölmeyecek
Beast’in şatosuna gidiyorum

Hayır sevgili kardeşimiz der üç erkek kardeş
Biz onun şatosuna gidiyoruz ve onu öldüreceğiz

Hayır bu mümkün değil der babaları
Beast çok büyük ve güçlü
Ben yaşlıyım, ben gitmeli ve ölmeliyim

Fakat Beauty aynı fikirde değildir
Beast’in şatosuna gitmeye karar verir
Hayır baba der, sen ölmemelisin
Ben gitmek istiyorum

Asla sevgili Beauty der babası
Korkmuyorum der Beauty. Yaşamalısın ve
erkek ve kız kardeşlerime bakmalısın. Sana ihtiyaçları var.

Beauty’nin babası bir an düşünür
sonra tamam Beauty der üzgün bir şekilde.
Gidebilirsin. Beauty’nin erkek kardeşleri
çok üzgündür ama Hortensia ve Rosalind
üzgün değildir.

Ertesi gün Beauty ve babası Beast’in şatosuna gider.
Şatonun içinde, üzerinde bir çok güzel yemeğin
olduğu uzun bir masa görürler.

Beauty ve babası aç değildir ama oturur ve yerler.
Aniden yükses bir ses işitirler.
O korkunç ses neydi diye sorar Beauty

Beast geliyor der babası
Beauty, Beast’in çirkin yüzünü görür, korkmuştur
Oh bu Beast gerçekten korkunç diye düşünür

Beast ona bakar ve
Sen cesur bir kızsın der
Bahçenden alınan gül için çok üzgünüm
der Beauty yavaşça
Beast Beauty’nin babasına bakar ve
Yarın gitmelisin der
Ve geri dönme ! Anlıyor musun ?
Beauty’nin babası önce Beast’e sonrada
kızına bakar
Oh Beauty, lütfen eve git
burada kalmama izin ver
Hayır baba der Beauty. Cesur olmalıyız
İkimizde yorgunuz. Şimdi gidip uyuyalım
Yarın sabah sen kardeşlerimin yanına gidebilirsin
O gece Beauty bir rüya görür
Rüyasında bir peri
Beauty sen iyi bir kızsın ve
iyi bir kalbin var der

Babanın hayatını kurtarmak istiyorsun
Bir gün çok mutlu olacaksın

Dördüncü Bölüm

Ertesi sabah Beauty’nin babası şatodan ayrılır
Ağlamaktadır. Ağlama baba der Beauty
Seni sevdiğimi hatırla

Hoşça kal sevgili Beauty der babası
Beauty korkmuştur
Beast bu gece beni yiyecek diye düşünür

Son günümün tadını çıkarmak istiyorum
Şatonun bahçesini gezeceğim
Büyük bahçayi görmeye gider ve şaşırır

Bu bir çok hoş çiçeğin olduğu güzel bir bahçedir
Sonra o büyük şatoyu görmeye gider
Tüm odalara bakar

Kapının üstünde bu tabelayı görür
Beauty’nin Odası
Kapıyı açar ve güzel bir oda görür
Duvarda bir ayna ve hoş bir yatak vardır
Beauty etrafına bakınır ve düşünür
Benim için bir piyano ve bir çok kitap var
Ne kadar tuhaf!
Belki Beast bu gece beni yemek istemiyor
Bir kitap alır ve okumaya başlar

Aniden bu yazılanları görür sayfalarda
Hoşgeldin Beauty ! Sen burada kraliçesin
İstediğin her şeyi bana söyle

Sadece zavallı babamı görmek istiyorum der Beauty
Aniden duvarın üstündeki aynada babasını görür.
O çok üzgündür

Evini, Hortensia ve Rosalind’i de görür. Onlar
Beauty olmadan mutludur.
Beast bana karşı kibar diye düşünür.
Neden ondan korkuyorum ?

Saat 12’de kahvaltı yapar.
Kahvaltıdan sonra odasına gider.
Ne güzel bir piyano diye düşünür
Çalmak istiyorum

Bazı harika parçalar çalar piyanoda.
Sonra odasındaki kitaplara bakar.
Bazılarında resimler vardır ve
diğerlerinde yoktur.

Çiçekler hakkında bir kitap alır ve
değişik çiçek resimlerine bakar.
Sonra tüm renkleriyle güllerin
resimlerini görür.

Şimdi bahçeye gitmek ve güzel güllere
bakmak istiyorum diye düşünür. Bahçeye
gider ve bütün öğle sonu orada oturur.
Çiçeklere bakar ve mutlu hisseder

Akşam yemeğinde uzun masada oturur ve sonra
Beast’in geldiğini duyar.
Korkmuştur.

Beauty, burada seninle oturabilir miyim diye sorar Beast.
Sen şatonun lordusun der Beauty.
Ve sen kraliçesin der Beast.

Sana bir soru sorabilir miyim ?
Evet tabiki der Beausty sessizce.
Çok çirkin miyim ? diye sorar Beast
Beauty ne söyleyeceğini bilemez.

Ona bakar ve bir anlığına düşünür.
Şey, evet çirkinsiniz! der Beauty
Ama iyi ve naziksiniz.

Beast Beauty’e bakar ve gülümser.
Haklısın, çok çirkinim ama iyi kalpliyim.

Burası senin evin artık, Beauty.
Lütfen üzülme!

Bazı erkekler yakışıklı ama iyi kalpli değiller
der Beauty.
Seni tercih ederim çünkü iyi bir kalbin var.

Teşekkürler Beauty der Beast.
O an, Beauty Beast’den korkmamaktadır ve
tıka basa yer akşam yemeğini.

Beast ona bakar ve bir soru sorar.
Benimle evlenir misin Beauty ?

Ne biçim soru ! Beauty korkmuştur
Ne diyebilirim ? diye düşünür Beauty

Bir süreliğine sessiz kalır ve sonra hayır
üzgünüm seninle evlenmek istemiyorum der
Beast sinirlidir ve Beauty korkmuş.

Sonra Beast odadan dışarı çıkar ve Hoşça kal Beauty der.

Beşinci Bölüm

Büyülü Yüzük

Beauty üç ayını güzel şatoda geçirir
Her gün kitap okur ve piyano çalar

Büyük bahçedeki her yerde yürüyüş yapar
Büyük ağaçlar ve değişik renkteki çiçekler
hoşuna gider.

Şatonun odalarına güzel çiçekler koyar
Bazen çiçeklerden parfüm yapar
Ancak günler uzundur ve o sıklıkla yanlızdır.

Sık sık babası, kız kardeşleri ve erkek kardeşleri
hakkında düşünür.
Tekrar babamı görmek istiyorum diye düşünür üzgün bir şekilde
Tekrar evimi de görmek istiyorum.

Beast her akşam saat yedide, yemek zamanı onu görmeye gider.
İlginç şeyler hakkında konuşurlar ve birlikte mutludurlar.

Beauty artık onun çirkin suratından korkmamaktadır.
Her akşam Beast Beauty’e aynı soruyu sorar:
Beauty benimle evlenir misin ?

Ve her akşam Beauty hayır diye cevap verir.
Bir gün Beauty, neden her akşam aynı soruyu soruyorsun der.

Çünkü değişik bir cevap duymak istiyorum der Beast.
Üzgünüm, seninle evlenmek istemiyorum der Beauty.

Beast çok üzgündür.
Ama her zaman senin dostun olmak istiyorum der Beauty.
Sen harika bir arkadaşsın der Beast.

Sende öylesin der Beauty gülümseyerek.
Biliyorum çok çirkinim der Beast
Ama seni çok seviyorum. Seninle çok mutluyum.

Lütfen beni bırakma!
Beauty’nin yüzü kızarır ve bir kaç dakika sessiz kalır.

Odamdaki aynada, zavallı babamı görüyorum der Beauty.
Üzgün ve yanlız. O öldüğümü düşünüyor.

Kızkardeşlerim evli, erkek kardeşlerim uzakta.
Son kez babamı görmek istiyorum.
Gidip onu görebilirmiyim ?

Evet gidip babanı görebilirsin der Beast
Ama sensiz çok mutsuz olacağım.

Oh teşekkür ederim der Beauty mutlu bir şekilde.
Lütfen mutsuz olma Beast.
Bir hafta içinde geri döneceğim.

Tamam der Beast
babanı yarın sabah ziyaret edebilirsin
Ama bir hafta içinde dönmen gerektiğini aklında tut
Dönmeden önce bu yüzüğü yatağının yanındaki masanın üzerine koy
O büyülü bir yüzük Beauty. Güle güle Beauty.

Bölüm Altı

Kızkardeşlerin Planı

Sonraki gün Beauty, babasının evindeki odasında uyanır.
Kalkar ve aşağı iner.
Babası onu gördüğünde ağlar.
Beauty, bu sen misin ? Harika !
Kızım iyi ve burada.

Beauty çok mutludur ve babasını kucaklar
Çabuk kıyafetlerini giy ve sonra bana Beast
hakkında anlat der babası mutlu bir şekilde.
Odasına gider ve bir sandık dolusu güzel
kıyafetler bulur. Bu Beast’in hediyesi
der Beauty babasına.
O çok hoş ve hergün bana hediyeler veriyor.
Bazı güzel elbiseler seçer. Bu güzel elbiseleri
Rosalind ve Hortensia’ya vermek istiyorum der.
Bunu söylediğinde sandık kaybolur. Beast seni
izliyor der Beauty’nin babası. Bu güzel
elbiseler senin için, kızkardeşlerin için değil.
Aniden sandık tekrar geri gelir. O sabah Rosalind
ve Hortensia kızkardeşlerini ziyarete gelir.
Her ikisi de çok mutsuzdur.

Oh mutsuzum Beauty der Rosalind.
Neden mutsuzsun Rosalind diye sorar Beauty.
Oh bu uzun bir hikaye der Rosalind.

Lütfen söyle bana der Beauty
Eşim yakışıklı ve bütün gün zamanını
aynanın önünde geçiriyor. Hiç bana
bakmıyor ve benimle konuşmuyor.

Oh Canım bu büyük bir problem der Beauty.
Benim eşim çok akıllı der Hortensia ama
hiç kimseyi beğenmiyor ve hiçkimse de onu
beğenmiyor.

Hiçbir zaman arkadaşlarımı öğle ya da akşam
yemeğine davet edemiyorum çünkü eşim onlardan
hoşlanmıyor.

“Eşlerimizle bir çok sorunumuz var” der ikisi de.

Zavallı kardeşlerim der Beauty. Çok üzgünüm.
Bize Beast’den bahset der Hortensia.

Oh Beast kötü biri değil der Beauty.
O çok kibar.
Onun güzel şatosunda yaşıyorum ve Ben kraliçeyim.

Çalışmıyorum.
Okuyorum, piyano çalıyorum ve bahçede yürüyorum.
Her akşam yemeğinde Beast beni görmeye geliyor ve
bir çok şey hakkında konuşuyoruz.

Harika !
İki kızkardeş çok sinirlidir ve bahçeye giderler.
Beauty güzel elbiseler ve ayakkabılar giyiyor der Rosalind.
O bir kraliçe gibi. Çok mutlu. Neden o şanslı ?
Ve neden biz şanslı değiliz ?

Haklısın Rosalind der Hortensia.
Çok şanslı değiliz ama belki şanslı olabiliriz.
Beauty bir hafta içinde Beast’e geri dönmek zorunda
ya da Beast sinirlenecek ve onu yiyecek.
O zaman onu burada tutmalıyız der Rosalind.

O zaman Beast sinirlenecek.
Hafta boyunca iki kız kardeş Beaty’e karşı naziktirler.
Onunla konuşur ve birlikte gülerler.

Kırlarda onunla birlikte yürürler.
Beauty kardeşleriyle mutludur.
Rosalind ve Hortensia beni seviyorlar diye düşünür.

Onlar iyi kardeşler ve onları çok seviyorum.
Beast’in şatosuna geri dönmeliyim der haftanın
sonunda Beauty.

Ancak kızkardeşleri ağlamaya başlar.
Oh Beauty der Rosalind, lütfen bir hafta daha
bizimle kal. Sana ihtiyacımız var.
Evet Beauty der Hortensia
lütfen bizden ayrılma
Seninle iyi vakit geçiriyoruz ve seni seviyoruz

Evet der Rosalind. Bizimle kal
Birlikte bir çok şey yapabiliriz.

Beauty ne yapacağını bilemez
Bir hafta daha kalmaya karar verir.

Yedinci Bölüm

Rüya

Beast ben olmadığım için çok üzülecek
diye düşünür Beauty.
Ama ailemle bir kaç gün daha kalmak istiyorum.
Sonra ona geri döneceğim.

Beauty Beast’i düşünür. Onu özlüyordur.
On gün sonra Beast’i rüyasında görür.
Rüyasında, Beast şatonun bahçesindeki
çimlerin üzerindedir.

Beast ölecek!
Beauty der fısıldayarak Beast,
bugün onuncu gün ve sen burada değilsin.

Sensiz yaşayamıyorum. Yemek yiyemiyorum.
Su içemiyorum. Beauty uyanır ve düşünür,
Zavallı Beast ben olmazsam ölecek.
Ona geri dönmeliyim.

Yüzüğü alır ve yatağın yanındaki masanın
üzerine koyar.
Beast çirkin ama çok kibar diye düşünür.

Neden onunla evlenmiyorum ? Onunla mutluyum.
Kızkardeşlerimin yakışıklı, akıllı eşleri var
ama mutlu değiller.

Beauty uykuya dalar ve sonraki gün Beast’in
şatosunda uyanır.
Bugün güzel bir elbise giyeceğim diye düşünür.

Akşam dokuzda Beauty yemeğe gider ve Beast’i bekler.
Ama Beast onu görmeye gelmez.

Neler oluyor ? diye düşünür Beauty.
Beast Nerede ? Neden burada değil ?
Beast ! diye ağlar. Beast neredesin ?
Bana cevap ver!

Bütün odaların kapılarını açar
ve şatodaki her yeri görür
ama Beast’i bulamaz.

Aniden rüyasını hatırlar
Bahçeye koşar ve Beast’i çimlerin
üstünde görür.

Oh hayır diye ağlar. O ölü mü ?
Onun kalbini dinler ve kalbi atıyordur.
İyi. Ölü değil diye düşünür.

Irmaktan biraz soğuk su alır ve
onun yüzünü ıslatır. Beast yavaşça
gözlerini açar. Beauty diye fısıldar.
Ölüyorum ama mutluyum çünkü sen
buradasın.

Hayır Beast diye haykırır Beauty. Ölme!
yaşamalı ve benim eşim olmalısın.
Seni seviyorum ve sensiz yaşayamam.

Sekizinci Bölüm

Prens

Aniden şatonun ve bahçenin bütün ışıkları yanar.
Gökyüzünde harika havai fişek gösterisi vardır.
Beauty şaşkındır ve şatoya bakar.

Sonra Beauty döner ve Beast’e bakar
Ne süpriz ama!
Beauty yakışıklı bir genç adam görür.

Teşekkürler Beauty der genç adam
Büyü bozulur!
Ama Beast nerede diye sorar Beauty
Ben Beast’im der prens.

Anlamıyorum der Beauty
Kimsin sen ?
Ben prensim bu da benim şatom
der genç adam

Bazen kötü bir büyücü prense büyü yapıyor
ve sadece gerçek bir aşk büyüyü bozabilir
Şimdi senin aşkının gerçek olduğunu biliyorum

Prens onun elini tutup
Beauty benimle evlenmek istermisin der
Beauty yakışıklı prense bakar ve
Evet evlenirim der.

Beauty ve prens şatoya gider
Beauty kapıyı açtığında şaşırır

Ailem! Hepiniz buradasınız diye ağlar
Beauty ailesini gördüğünde mutlu olur.
Sohbet ederler ve birlikte gülerler.

Aniden rüyasındaki iyi periyi görür Beauty.
Beauty der iyi peri, iyi bir kalbin var ve
prensle evlenecek ve bir prenses olacaksın

Sonra iyi peri Beauty’nin iki kardeşine bakar
her ikiniz de kötü ve kabasınız der peri
hiç kimseyi sevmiyorsunuz!

Peri bazı büyülü kelimeler söyler ve aniden
Rosalind ve Hortensia heykel olur.
Oh hayır diye bağırır Beauty. Kızkardeşlerim heykel oldu!

Kızkardeşlerinin taştan kalpleri var peri.
Artık onlar hareket edemez,
Ama herşeyi duyabilir ve görebilirler.

Hatalarını anladıklarında tekrar Rosalind
ve Hortensia olabilirler.
Ertesi gün Beauty ve Prens evlenirler.

Herkes, şatoda dans eder ve şarkı söyler.
Mutlu bir gündür.
İnsanlar Beauty ve Prense çiçek verirler.

Prens, Beauty’nin gözündeki yaşları görür ve
Beauty ağlama der.
Birlikte çok mutlu olacağız.

 

İleri Düzey İngilizce Hikayeler- Stage 5- Stage 6

There was once a very rich merchant, who had six children, three sons,
and three daughters; being a man of sense, he spared no cost for their
education, but gave them all kinds of masters. His daughters were extremely
handsome, especially the youngest. When she was little everybody admired her,
and called her “The little Beauty;” so that, as she grew up, she still went
by the name of Beauty, which made her sisters very jealous.

The youngest, as she was handsomer, was also better than her sisters. The two
eldest had a great deal of pride, because they were rich. They gave themselves
ridiculous airs, and would not visit other merchants’ daughters, nor keep company
with any but persons of quality. They went out every day to parties of pleasure,
balls, plays, concerts, and so forth, and they laughed at their youngest sister,
because she spent the greatest part of her time in reading good books.

As it was known that they were great fortunes, several eminent merchants made their
addresses to them; but the two eldest said, they would never marry, unless they could
meet with a duke, or an earl at least. Beauty very civilly thanked them that courted
her, and told them she was too young yet to marry, but chose to stay with her father
a few years longer.

All at once the merchant lost his whole fortune, excepting a small country house
at a great distance from town, and told his children with tears in his eyes, they
must go there and work for their living. The two eldest answered, that they would
not leave the town, for they had several lovers, who they were sure would be glad
to have them, though they had no fortune; but the good ladies were mistaken, for
their lovers slighted and forsook them in their poverty. As they were not beloved
on account of their pride, everybody said; they do not deserve to be pitied, we are
very glad to see their pride humbled, let them go and give themselves quality airs
in milking the cows and minding their dairy. But, added they, we are extremely
concerned for Beauty, she was such a charming, sweet-tempered creature, spoke so
kindly to poor people, and was of such an affable, obliging behavior. Nay, several
gentlemen would have married her, though they knew she had not a penny; but she told
them she could not think of leaving her poor father in his misfortunes, but was
determined to go along with him into the country to comfort and attend him. Poor
Beauty at first was sadly grieved at the loss of her fortune; “but,” said she to
herself, “were I to cry ever so much, that would not make things better, I must
try to make myself happy without a fortune.”

When they came to their country house, the merchant and his three sons applied
themselves to husbandry and tillage; and Beauty rose at four in the morning,
and made haste to have the house clean, and dinner ready for the family.
In the beginning she found it very difficult, for she had not been used to work
as a servant, but in less than two months she grew stronger and healthier than ever.
After she had done her work, she read, played on the harpsichord, or else sung
whilst she spun.

On the contrary, her two sisters did not know how to spend their time;
they got up at ten, and did nothing but saunter about the whole day,
lamenting the loss of their fine clothes and acquaintance. “Do but see
our youngest sister,” said they, one to the other, “what a poor, stupid,
mean-spirited creature she is, to be contented with such an unhappy dismal
situation.”

The good merchant was of quite a different opinion; he knew very well that
Beauty outshone her sisters, in her person as well as her mind, and admired
her humility and industry, but above all her humility and patience; for her
sisters not only left her all the work of the house to do, but insulted her
every moment.

The family had lived about a year in this retirement, when the merchant received
a letter with an account that a vessel, on board of which he had effects, was
safely arrived. This news had liked to have turned the heads of the two eldest
daughters, who immediately flattered themselves with the hopes of returning to
town, for they were quite weary of a country life; and when they saw their father
ready to set out, they begged of him to buy them new gowns, headdresses, ribbons,
and all manner of trifles; but Beauty asked for nothing for she thought to herself,
that all the money her father was going to receive, would scarce be sufficient to
purchase everything her sisters wanted.

“What will you have, Beauty?” said her father.

“Since you have the goodness to think of me,” answered she,
“be so kind to bring me a rose, for as none grows hereabouts,
they are a kind of rarity.” Not that Beauty cared for a rose,
but she asked for something, lest she should seem by her example
to condemn her sisters’ conduct, who would have said she did it
only to look particular.

The good man went on his journey, but when he came there, they went
to law with him about the merchandise, and after a great deal of trouble
and pains to no purpose, he came back as poor as before.

He was within thirty miles of his own house, thinking on the pleasure
he should have in seeing his children again, when going through a large
forest he lost himself. It rained and snowed terribly; besides, the wind
was so high, that it threw him twice off his horse, and night coming on,
he began to apprehend being either starved to death with cold and hunger,
or else devoured by the wolves, whom he heard howling all round him, when,
on a sudden, looking through a long walk of trees, he saw a light at some
distance, and going on a little farther perceived it came from a palace
illuminated from top to bottom. The merchant returned God thanks for this
happy discovery, and hastened to the place, but was greatly surprised at
not meeting with any one in the outer courts. His horse followed him, and
seeing a large stable open, went in, and finding both hay and oats,
the poor beast, who was almost famished, fell to eating very heartily;
the merchant tied him up to the manger, and walking towards the house,
where he saw no one, but entering into a large hall, he found a good fire,
and a table plentifully set out with but one cover laid. As he was wet
quite through with the rain and snow, he drew near the fire to dry himself.
“I hope,” said he, “the master of the house, or his servants will excuse
the liberty I take; I suppose it will not be long before some of them appear.”

He waited a considerable time, until it struck eleven, and
still nobody came. At last he was so hungry that he could
stay no longer, but took a chicken, and ate it in two mouthfuls,
trembling all the while. After this he drank a few glasses of
wine, and growing more courageous he went out of the hall, and
crossed through several grand apartments with magnificent
furniture, until he came into a chamber, which had an exceeding
good bed in it, and as he was very much fatigued, and it was past
midnight, he concluded it was best to shut the door, and go to bed.

It was ten the next morning before the merchant waked, and as he was
going to rise he was astonished to see a good suit of clothes in
the room of his own, which were quite spoiled; certainly, said he,
this palace belongs to some kind fairy, who has seen and pitied my
distress. He looked through a window, but instead of snow saw the most
delightful arbors, interwoven with the beautifullest flowers that were
ever beheld. He then returned to the great hall, where he had supped
the night before, and found some chocolate ready made on a little table.
“Thank you, good Madam Fairy,” said he aloud, “for being so careful,
as to provide me a breakfast; I am extremely obliged to you for all your
favors.”

The good man drank his chocolate, and then went to look for his horse,
but passing through an arbor of roses he remembered Beauty’s request to
him, and gathered a branch on which were several; immediately he heard
a great noise, and saw such a frightful Beast coming towards him, that
he was ready to faint away.

“You are very ungrateful,” said the Beast to him, in a terrible voice;
“I have saved your life by receiving you into my castle, and, in return,
you steal my roses, which I value beyond any thing in the universe, but
you shall die for it; I give you but a quarter of an hour to prepare
yourself, and say your prayers.”

The merchant fell on his knees, and lifted up both his hands, “My lord,”
said he, “I beseech you to forgive me, indeed I had no intention to
offend in gathering a rose for one of my daughters, who desired me to
bring her one.”

“My name is not My Lord,” replied the monster, “but Beast; I don’t love
compliments, not I. I like people to speak as they think; and so do not
imagine, I am to be moved by any of your flattering speeches. But you say
you have got daughters. I will forgive you, on condition that one of them
come willingly, and suffer for you. Let me have no words, but go about your
business, and swear that if your daughter refuse to die in your stead, you
will return within three months.”

The merchant had no mind to sacrifice his daughters to the ugly monster, but
he thought, in obtaining this respite, he should have the satisfaction of
seeing them once more, so he promised, upon oath, he would return, and
the Beast told him he might set out when he pleased, “but,” added he, “you
shall not depart empty handed; go back to the room where you lay, and you
will see a great empty chest; fill it with whatever you like best, and I will
send it to your home,” and at the same time Beast withdrew.

“Well,” said the good man to himself, “if I must die, I shall have the comfort,
at least, of leaving something to my poor children.” He returned to the bedchamber,
and finding a great quantity of broad pieces of gold, he filled the great chest
the Beast had mentioned, locked it, and afterwards took his horse out of the stable,
leaving the palace with as much grief as he had entered it with joy. The horse, of
his own accord, took one of the roads of the forest, and in a few hours the good
man was at home.

His children came round him, but instead of receiving their embraces
with pleasure, he looked on them, and holding up the branch he had in
his hands, he burst into tears. “Here, Beauty,” said he, “take these
roses, but little do you think how dear they are like to cost your
unhappy father,” and then related his fatal adventure. Immediately
the two eldest set up lamentable outcries, and said all manner of
ill-natured things to Beauty, who did not cry at all.

“Do but see the pride of that little wretch,” said they; “she would not
ask for fine clothes, as we did; but no truly, Miss wanted to distinguish
herself, so now she will be the death of our poor father, and yet she
does not so much as shed a tear.”

“Why should I,” answered Beauty, “it would be very needless, for my father
shall not suffer upon my account, since the monster will accept of one of
his daughters, I will deliver myself up to all his fury, and I am very happy
in thinking that my death will save my father’s life, and be a proof of my
tender love for him.”

“No, sister,” said her three brothers, “that shall not be, we will go find
the monster, and either kill him, or perish in the attempt.”

“Do not imagine any such thing, my sons,” said the merchant, “Beast’s power
is so great, that I have no hopes of your overcoming him. I am charmed with
Beauty’s kind and generous offer, but I cannot yield to it. I am old, and
have not long to live, so can only loose a few years, which I regret for your
sakes alone, my dear children.”

“Indeed father,” said Beauty, “you shall not go to the palace without me, you
cannot hinder me from following you.” It was to no purpose all they could say.
Beauty still insisted on setting out for the fine palace, and her sisters were
delighted at it, for her virtue and amiable qualities made them envious and jealous.

The merchant was so afflicted at the thoughts of losing his daughter, that he
had quite forgot the chest full of gold, but at night when he retired to rest,
no sooner had he shut his chamber door, than, to his great astonishment, he
found it by his bedside; he was determined, however, not to tell his children,
that he was grown rich, because they would have wanted to return to town, and
he was resolved not to leave the country; but he trusted Beauty with the secret,
who informed him, that two gentlemen came in his absence, and courted her sisters;
she begged her father to consent to their marriage, and give them fortunes, for
she was so good, that she loved them and forgave heartily all their ill usage.
These wicked creatures rubbed their eyes with an onion to force some tears when
they parted with their sister, but her brothers were really concerned. Beauty
was the only one who did not shed tears at parting, because she would not increase
their uneasiness.

İngilizce Türkçe Hikaye Test

Yeni Hikaye (İngilizce Türkçe)

TEOG KONU ANLATIMI

LYS KONU ANLATIMI

TÜM TESTLER